<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-32532439</id><updated>2011-04-21T11:12:19.921-11:00</updated><title type='text'>Pinar-ca</title><subtitle type='html'>80 doğumlu, odtü iibf mezunu, evli, edebiyat, sinema, fotoğraf ve seyahat düşkünü, değişim ve gelişim aşığı biriyim. yurtdışı eğitim danışmanlığı, ingilizce, almanca, fransızca çevirmenlik yaptım. halen bankacılık yapıyorum. gezmek, görmek, fotoğraflamak ve yazmaktan haz alıyorum. varoluşumu yazarak anlamlı kılabileceğime inanıyorum. okuma serüveninizin, ince belli bardakta içilen demli bir çay gibi keyifli olmasını dilerim...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://pinar-ca.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/32532439/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinar-ca.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Pinar-ca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17525313386213516703</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2040/3541/320/p2.0.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>4</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-32532439.post-115565097436295480</id><published>2006-08-15T03:00:00.000-11:00</published><updated>2006-08-15T06:46:34.183-11:00</updated><title type='text'>Perili Köşke Gidince...</title><content type='html'>Civarında konaklamanın bilhassa geceleri pek önerilmeyeceği, beyazlar içinde harabe bir köşk... Kimi zaman hafif bir uğultunun kulağınıza fısıldadığı... Geçen sene Datça’da Perili Köşk’ün ismini ilk duyduğumda aklıma gelenler bunlar olmuştu. Tabi, merak içinde kalmış, bu sene görene kadar rahat edememiştim. Nasıl bir yerdi Perili Köşk ve hangi acı hikayeyi içinde taşıyordu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Datça’ya 4 km uzaklıkta, kendi kendini çoğaltma özelliğine sahip olduğunu için Gebekum diye adlandırılan ulusal koruma altında bir park vardır. İşte o bölgede, Perili Köşk tabelasından sola sapar ve (Sun Sail) Club Perili Resort’a ulaşırsınız. Evet, burası kapısında güvenlik görevlilerinin beklediği bir oteldir. Acaba gezemeden elimiz boş mu döneceğiz sorusu hafif bir hayal kırıklılığı yaratıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kibar güvenlik görevlileri sayesinde neyse ki onlar eşliğinde de olsa gezme imkanı elde ediyoruz. Osmanlı mimarisine sahip, özgün yapılardan oluşan büyük bir tatil köyü bu. İlginç kubbeler, ahşap pencereler, çini ve resimlerle bezenmiş iç-dış duvarlar... Bir turist rehberi edasıyla bize hangi binanın otele ne zaman eklendiği gibi bilgiler veren görevliye, safça Perili Köşk’ün hangisi olduğunu sormadan edemiyorum. Tüm bu Osmanlı motifi taşıyan binaların toplamıymış. Küçük sayılabilecek havuzuna ise ilginçtir, 17’den sonra çıplak girilebiliyormuş(?).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Kafilenin’ en arkasında hayli fotoğrafik olan tatil köyünü fotoğraflayarak görevlinin acele adımlarına yetişmeye çalışırken, bir sözü son umutlarımı da yıkıyor, oteldeki yapıların hiçbiri 30 yıldan yaşlı değilmiş. Lafın özü, Perili Köşk içinde hiçbir tarihi ve hikayeyi barındırmıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Restoranından hiçbir suretle, plajından ‘mümkünse’ yararlanmayacağız Osmanlı’nın geleneksel izlerini taşıyan işletmesi İngilizlere ait bu otelin müşterilerinin tümünün İngiliz olduğu dikkatimi çekiyor. Her yer İngiliz ve işitilen tek dil İngilizce. Ne kadar misafirperver bir millet olduğumuz düşünüldüğünde tabii ki İngilizlere bir diyeceğim yok ama ülkemde yegane duyulan sesin İngilizlerin, Almanların...vs olduğu bölgelerde ‘Nereye geldim ben!’ diye bağırasım geliyor, bunalıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi burada amacım tek bir işletmeyi suçlamak değil, sonuçta yaptıkları yasal bir şey; fakat eşsiz kıyılarımızın her tarafından sadece Fransızların, sadece İngilizlerin...vs yararlanabileceği kimi zaman tel örgülerle çevrilmiş tatil köyleri görmek de hiçbirimiz için hoş bir şey değil sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türklerin nasıl rezervasyon yapabileceğine dair ilgili personele sorular sorarken, beklediğim bomba geliyor: ‘Ama bir İngiliz gelecek olursa rezervasyonunuzu iptal edebiliriz, gelmişseniz çıkın diyebiliriz’!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlış anlamış olduğumuzu umarak, bizden güleryüzünü ve yardımlarını esirgemeyen çeşitli görevlilere teşekkür ediyoruz ve arabayla 7 km uzunluğundaki Gebekum plajının ‘halk’ kısmına geçiyoruz. Yeri gelmişken belirtelim ki anayoldan sapağa döndükten sonra içerilere doğru bir süre daha gidildiğinden, Perili Köşk koyuna arabayla gelmenizi tavsiye ederiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız, arabayla kumların içine fazla girmeyin, yoksa bizim gibi arabayı Gebekum’un yumuşak kumlarına saplayabilirsiniz. Öyle olsa bile üzülmeyin, ‘zorla’ da olsa yardım edenler çıkıyor. Lakin, yardıma çağırdığımız 3-4 kişilik delikanlı grubu ‘Yine mi, sabahtan beri bu kaçıncı?’ diye yakındığında ilk olmadığımızı anlıyor ve bıkkınlıklarına gülümsemeden edemiyoruz. Ee, delikanlı olmak kolay değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuma saplanan araba falan derken gözünüz asla korkmasın; çünkü burası Datça’nın herbiri farklı karakterdeki 52 koyundan en eşsiz olanlarından. Öncelikle çevresine yapılan yazlık siteler tamamlanmadığı için rengarenk yelkenlileri izleyip, taşsız denize girebileceğiz, sakinliği ve huzuru yaşayabileceğiz bir yer. Ayrıca, Perili Köşk Oteli öyle özgün bir mimariye sahip ki bakış açınızda rengarenk köşklerin yarattığı manzaranın keyfi azınacak gibi değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Plajın en güzel kısmında küçük mercimek taneleri büyüklüğünde ışıldayan bir kumsal var. Duyduğuma göre ışıldaması, orada bulunan renksiz bir taşın cinsindenmiş. Yatlar, yelkenliler, sörfçüler burayı mekan seçmiş; günün her saati özellikle de rüzgarın yoğun olduğu zamanlar rengarenk capcanlı insanın içini ışıtıyorlar. Bu olumlu özellik içinde olumsuzu da barındırır, sıkça bol rüzgarlı bir havayla karşı karşıya kalabiliyorsunuz. Perili köşk isminin sırrı da tam burada açığa çıkıyor, söylenene göre buraya yapılan ilk köşkte rüzgar nedeniyle uğultular duyuluyormuş tıpkı periliymiş gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denizde ‘gizli’ bir yol da var, yürüyerek karşıdaki adaya ayak basabileceğiz. O adada akşamüstü güneşi hafifçe ısıtırken sizi, orada öylece uyuyakalmak istersiniz, periler kulağınıza fısıldarken...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Site içerigi, 5846 no'lu Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadir. Sitedeki tüm yazi ve fotograflar, izin alinmadan veya kaynak belirtilmeden hicbir yerde kullanilamaz. 
 &lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/32532439-115565097436295480?l=pinar-ca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinar-ca.blogspot.com/feeds/115565097436295480/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=32532439&amp;postID=115565097436295480' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/32532439/posts/default/115565097436295480'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/32532439/posts/default/115565097436295480'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinar-ca.blogspot.com/2006/08/perili-kke-gidince.html' title='Perili Köşke Gidince...'/><author><name>Pinar-ca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17525313386213516703</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2040/3541/320/p2.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-32532439.post-115537602220740397</id><published>2006-08-11T22:00:00.000-11:00</published><updated>2006-08-11T23:00:25.590-11:00</updated><title type='text'>Annem On Yedi Yaşında</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2040/3541/1600/Resim%20001.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2040/3541/400/Resim%20001.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Bu nedir diye merak ediyorsanız, hemen söyleyeyim. Annemden aşırdığım, Orhan Kemal'in Bereketli Topraklar Üstünde isimli kitabının son sayfasına annemin 1973 senesinde yazdığı bir not. Annem genç bir kızken okuduğu her kitabın son sayfasına o yapıtın kendisine hissettirdikleri üzerine birkaç satır yorum yazarmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte ben de yıllık iznimde 'güzel Datça'mızda' (Datça'nın yerli halkı böyle diyor:) ) geçireceğim bir haftalık tatil için yanıma bu kitabı ve Herman Hesse'in Sidarta'sını almıştım. Adetimdir, ya da bende birkaç senedir alışkanlığa dönüştü diyelim, annemin eski kitaplarından birini tatile götürüyorum. İşten, stresten, 'maskeli balodan' uzakta, Datça'daysam doğa harikası Hayıtbükü'nde denize en yakın şezlonglara kurulup sararmış kitabın kısa bir tarih, yakın bir geçmiş kokan sarı sayfalarını okuyorum. Tıpkı annemin benim yaşlarımdayken, hatta daha küçük bir genç kızken yaptığı gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarı yapraklı kitapları hep sevdim. Birinci sınıf beyaz hamur kağıda basılı kitapları sevmediğim kadar sarı yapraklıları, hele eskiyse, ama bunca yıldır sevgiyle özenle korunmuşsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yıl yine Datça'da, yine Hayıtbükü'ndeydim. Ege Çay Bahçesi'nin önünde beyaz şezlonglarda otururken, hani filmin sonunu görmek gibi olur diye genelde kitap okurken yapmayacağım bir şey yaptım ve merakla o son sayfaya baktım. İşte yazı oradaydı. Tarih 4 Temmuz 1973. Bundan tam 33 sene önce yazılmış. Orhan Kemal'in Çukurova'ya mevsimlik işçi olarak gelen üç gencin başına gelenleri, hırsları, bencil çıkarcılığı, insanlığın acizliğini yargılamadan çırılçıplak gözler önüne serdiğinde 17 yaşında annem, körpecik beyni ve duyguları dehşete düştüğünde yazmış bunları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;26 yaşındayım ve bu yazıyı görüyorum, annemin genç kızlığını, kadınlığını, orta yaşlılığını, emekliliğini... Yazıyla birlikte kendi doğumumu, çocukluğumu, genç kızlığımı, kadınlığımı... Bir tuhaflık, şaşkınlık geçiyor duygularıma. 'Nedensiz' bir ağlama hissi geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kardeşime yazıyı gösteriyorum, çok heyecanlanıyor. 21 yaşında... Kitabı alıp, hızlı adımlarla sıcağa dayanamadığı için Çay Bahçesi'nde söğütlerin altında oturan anneme götürüyoruz. Annem gözlüklerini düzeltip yazıya şöyle bir bakıyor, 'Aa evet.' diye mırıldanıp okuduğu gazetesine geri dönüyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Site içerigi, 5846 no'lu Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadir. Sitedeki tüm yazi ve fotograflar, izin alinmadan veya kaynak belirtilmeden hicbir yerde kullanilamaz. 
 &lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/32532439-115537602220740397?l=pinar-ca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinar-ca.blogspot.com/feeds/115537602220740397/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=32532439&amp;postID=115537602220740397' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/32532439/posts/default/115537602220740397'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/32532439/posts/default/115537602220740397'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinar-ca.blogspot.com/2006/08/annem-on-yedi-yanda.html' title='Annem On Yedi Yaşında'/><author><name>Pinar-ca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17525313386213516703</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2040/3541/320/p2.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-32532439.post-115530164164431051</id><published>2006-08-11T02:01:00.000-11:00</published><updated>2006-08-11T21:11:00.883-11:00</updated><title type='text'>sil gözyaşlarını</title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;span style="color:#330099;"&gt;sen inan bana&lt;br /&gt;atmıyorum&lt;br /&gt;yaşadım biliyorum&lt;br /&gt;ben aşırı duygusal bi insan(d)ım&lt;br /&gt;ancak böyle acı çeke çeke kendimi eğittim&lt;br /&gt;güçlü olmayı, karşımdakine mümkün olduğunca bağlanmamayı&lt;br /&gt;bir gün çekip gidebileceği gerçeğini kendime hiçbir zaman unutturmamayı&lt;br /&gt;güçlü durmayı, en azından durmaya çalışmayı öğrendim&lt;br /&gt;ve karşımda gerçek bir sevgi görünce, kaliteli bir insanla karşılaşınca&lt;br /&gt;onu kolay kolay harcamamayı öğrendim, sen de öğren&lt;br /&gt;ne olursa olsun, 'onunla' tek başımıza yıllarca gezsek sıkılmayacağımız&lt;br /&gt;ve bunu istediğimiz durumlarda bile&lt;br /&gt;hiçbir zaman kendime verdiğim sözden dönmedim,&lt;br /&gt;hiçbir zaman gerçek dostlarımı boşlamadım&lt;br /&gt;yalnızlığı bi tek dostlar ve aileler paylaşır&lt;br /&gt;çünkü aşk-sevgi-tutku bunlar egoist ve çıkarcı duygular&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#330099;"&gt;Ve bir de alışkanlıkla sevgiyi ayırt etmeli&lt;br /&gt;Bunlar da uzun ilişkilerde birbirine karışıyor&lt;br /&gt;Mesela ilk defa çıktığımda biriyle 7 ay sürmüştü&lt;br /&gt;çocuğa telefon numaramı bile vermemiştim&lt;br /&gt;hiç başbaşa dışarı çıkmamıştık&lt;br /&gt;sadece okul aralarında koşturarak arkamdan gelir&lt;br /&gt;benimle konuşmaya çalışırdı&lt;br /&gt;sevgililer gününde filan kart yazıp çiçek alırdı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çocuğu akşamları filan hiç düşünmez&lt;br /&gt;en fazla hoşlanmak bile değil beğenirdim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama ayrıldığımızda allahım tam iki hafta&lt;br /&gt;hiç durmadan ağlamıştım, hüngür hüngür&lt;br /&gt;annemler filan gözyaşlarıma engel olamamıştı&lt;br /&gt;tenefüslerde artık kimse arkamdan koşarak&lt;br /&gt;benimle konuşmaya çalışmıyor&lt;br /&gt;sevgililer gününde çiçek alan olmuyordu&lt;br /&gt;kendimi dünyadaki en yalnız insan gibi hissetmiştim&lt;br /&gt;ama özlediğimin o değil&lt;br /&gt;arkamdan koşulması&lt;br /&gt;benimle ilgilenilmesi&lt;br /&gt;kısaca beğenilmek olduğunu daha o zamandan biliyordum&lt;br /&gt;bu alışkanlığın elimden alınmasına ağlıyordum aslında&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her gidenden sonra&lt;br /&gt;yanımda sayıca az da olsa&lt;br /&gt;hep dostlarımın olduğunu gördüm&lt;br /&gt;sevgililer hayatımıza şöyle uğrayıp geçerken&lt;br /&gt;kalanların hep dostlar olduğunu anladım&lt;br /&gt;ve sevgililere değil dostlara bağlandım&lt;br /&gt;insan daha az üzülüyor emin ol&lt;br /&gt;ama gerçekten arkanda olup seni seven dostlardan bahsediyorum....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her şey çok güzel olacak, görürsün canım arkadaşım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'bu da geeliiirr, bu daa geçer&lt;br /&gt;alışmalısın alışmalısıın.... '&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her şey önce hafifliyor sonra geçiyor merak etme.&lt;br /&gt;tabi kalbinin ufak da olsa bir köşesinde izi kalır&lt;br /&gt;hayatının bir döneminden sevgiyle gelip geçen herkes gibi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama gerçekten insan her şeye alışıyor&lt;br /&gt;zorunda olduğun için dayanıyorsun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yeni insanlar tanıyıp seviyorsun&lt;br /&gt;onlar için önemli oluyorsun&lt;br /&gt;acı çektikçe sevildiğin insanlara daha değer veriyorsun&lt;br /&gt;daha az risk almayı öğrenip&lt;br /&gt;daha az mutsuz ve mutlu oluyorsun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayata her zaman yeni baştan başlayabilmeli insan&lt;br /&gt;üzüntülerle, aşklarla, mutlulukla, acıyla&lt;br /&gt;hayat nefes kesici&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#330099;"&gt;sil gözyaşlarını...&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#330099;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#330099;"&gt;Sofistike kişilik Pınar :))))&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Site içerigi, 5846 no'lu Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadir. Sitedeki tüm yazi ve fotograflar, izin alinmadan veya kaynak belirtilmeden hicbir yerde kullanilamaz. 
 &lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/32532439-115530164164431051?l=pinar-ca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinar-ca.blogspot.com/feeds/115530164164431051/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=32532439&amp;postID=115530164164431051' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/32532439/posts/default/115530164164431051'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/32532439/posts/default/115530164164431051'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinar-ca.blogspot.com/2006/08/sil-gzyalarn.html' title='sil gözyaşlarını'/><author><name>Pinar-ca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17525313386213516703</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2040/3541/320/p2.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-32532439.post-115524215537072881</id><published>2006-08-10T09:26:00.000-11:00</published><updated>2006-08-10T09:38:52.280-11:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2040/3541/1600/3929[1].png"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2040/3541/320/3929%5B1%5D.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bugün sigarayı bırakalı tam bir ay oluyor. Kendimle gurur duyuyorum. Dokuz senelik birlikteliği artık sonlandırdım. Bana zarar vermesine, dostmuş gibi görünüp arkamdan vurmasına daha fazla izin veremezdim. Arkamdam vurmuyordu belki, aksine, bunu gözlerimin taa içine bakararak yapıyordu; ama tıpkı çaresiz bir aşık gibi tüm olumsuzlukları bile bana tutkulu ve çekici görünüyordu. Aslında bile bile lades demekti sigara... &lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Merdivenler daha dik ve uzun geliyordu. Benim için asansör, özellikle de sıcaklarda, on kişilik gibiydi, üst üste istiflenmiş. ‘Nefes çekmek’ ancak sigaradan olurdu, lakin ciğerlerimle oksijen birbirlerine yabancılaşmıştı artık. Ciğer dumansız, oksijen de dumanla olamıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Benle sigaram, yanımıza bazen çayı/kahveyi de alıp sokuluyorduk birbirimize. Onsuz sevinemiyor, onsuz üzülemiyor, hatta o olmadan sinirlenemiyordum bile. Ne kadar çok içsem, o kadar çok özlüyordum. Yoksunluk hissi, onsuzluk hiç bitmiyordu. İlişkimizin sonu yoktu. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Onun yüzünden, çok istediğim çocuğum belki de hiç doğamayacaktı. Doğsa bile, kılına zarar gelsin istemeyeceğim ‘bağımlı değişkenim’ benim yüzümden zeka geriliği ya da fiziksel gelişim sorunu yaşayacaktı, benim yüzümden. Benim yüzümden...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Çocuğum olacaktı ve ben sigarasızlıktan kıvrandığım için, ben bir tiryaki olduğum için, her şeyim, sabahları kendime gelmem, yemeklerden zevk almam, gittiğim mekanlar, içtiğim içecekler, ders çalışmam, konsantre olabilmem, kafamın ve bağırsaklarımın çalışması acı bir şekilde sigarayla buluşmama bağlı olduğundan, yanında tütecek, onun küçük ciğerlerini de zehirleyecektim! &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;‘Kardeşiniz mi?’ dedi ses. ‘Efendim?’ dedim, ‘Her sabah yanınızdaki, sizinle aynı evde kalan genç... Kardeşiniz mi, eşiniz değildir herhalde?’ ‘Hayır,’ diye yanıtladım, ‘Eşim... Benden küçük gösteriyor, değil mi?’ dedim hayır demesini umarak. ‘Evet.’ dedi. Ben esmerdim, eşim sarışın. Birbirimize o kadar benzemiyorduk ki, ses, eş değil de kardeş olmamız yorumunu getirmek için epey çaresiz kalmış olmalıydı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Gözlerimi uzakta bir noktaya sabitleyerek, ‘Hem ben sigara da içiyorum, o içmiyor. Kırk beş yaşımıza gelince ben artık iyice yaşlı dururum yanında.’ dedim. Bu bir ‘kadınca konuşma’ydı. Çevirisi ise, sana son bir şans veriyorum, ‘Yok, canım o kadar değil...vs de bana, gönlümü al’ idi. Fakat, ses bir erkekti, haliyle her erkek gibi imalardan anlamaz, her şeyi temel anlamıyla dolambaçsız düşünürdü. ‘Ya evet, o otuz yaşında ancak gösterir o zaman.’ diye beni onayladı. Dürüstlüğüne gülümsemeden edemedim. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Sonra da, ‘Neden beni aldattı?’ polemiklerine girip daha çok sigara içeceğim, kendimi kandırmaya çalışacağım günler hakkında kafamda çeşitli senaryolar belirdi, yüzümün kırış kırış, cildimin kahverengimsi olduğu. Eh, bunun için aldatacaksa hemen aldatsın o zaman dedi cengaver yanım. Tabi, aldatmasın ama, bu konuda çok da zorlamamalı adamı, kendine saygından ve ona sevginden kendine bakmalısın dedi yumuşak yanım. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Datça’da sıcak bir öğleden sonra denizde yüzerken tüm bunlar ve daha fazlası ansızın gözlerimin önüne serildi. Çocuğunu kendi eliyle zehirleyen, onun doğuştan sigara tiryakiliğine yatkın olmasına sebep olan ve ilerde belki de sigara içme konusunda model alınacak bir anne... Kırış kırış, sarımtırak suratlı süpürge saçlı bir kadını sevmek zorunda olan bir koca... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Evet Datça’daydım, ister ani bir ‘aydınlanma’ deyin ister J.Kerouack’in kitabındaki gibi Japonca karşılığı olan ‘satori’, anladım ki sigarayla ilişkimiz yanılsamalar üzerine kuruluydu. Farklılıksa, değildi, çevrede herkes sigara içiyordu. Olsa olsa sıradanlaştırmıştı. Sigarada, özgürlüğü ararken kendimi tam bir tutsaklık içine hapsetmiştim. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Düşünsenize, sigara içenlerde tat ve koku alma duyuları bile ciddi şekilde köreliyormuş. O, yediklerimden tat almama, denizin kokusunu içime çekmeme bile karışıyordu. Beni bağımlı hale sokmasından uzun zamandır sıkılmıştım, bunu kendime itiraf ediyor, ama ‘Daha hazır değilim bırakmaya. Bir yıl geçsin sonra...’ diyordum. Bir yıl değil, yıllar geçti. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Sigara içmek için yemek yemek... Ağzın, saçların, parmakların, elbiselerin duman kokması... ‘Şu yemeği yapacağım; ama dur bir sigara içeyim...’ Yemek pişirmeye başlamadan, başladıktan sonra soğan doğrama işleminden domates kesme aşamasına ‘yükselince’... Zamanımı sömürüyor, sağlığımı bitiriyor, beni aciz durumuna düşürüyordu. Tüm bunlardan nefret ettim, bu aşkı sonsuza dek terkettim. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Darısı başınıza... &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Site içerigi, 5846 no'lu Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadir. Sitedeki tüm yazi ve fotograflar, izin alinmadan veya kaynak belirtilmeden hicbir yerde kullanilamaz. 
 &lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/32532439-115524215537072881?l=pinar-ca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pinar-ca.blogspot.com/feeds/115524215537072881/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=32532439&amp;postID=115524215537072881' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/32532439/posts/default/115524215537072881'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/32532439/posts/default/115524215537072881'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pinar-ca.blogspot.com/2006/08/bugn-sigaray-brakal-tam-bir-ay-oluyor.html' title=''/><author><name>Pinar-ca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17525313386213516703</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2040/3541/320/p2.0.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
